Bugun...
Adalar’ın Lozan ile ne ilgisi var?

Vural Dağtekin KARŞI PENCERE
vuraldagtekin@yandex.com
facebook-paylas
 


Cumhurbaşkanımız buyurdular;

“1920'de Sevr'i gösterdiler, 1923'de bizi Lozan'a ikna ettiler. Ege'de bağırsan duyulacak adaları biz Lozan'da Yunan'a verdik. Zafer mi bu? Lozan'da masaya oturanlar o anlaşmanın hakkını veremediler. Onlar veremedikleri için şimdi biz sıkıntı yaşıyoruz. Veremedikleri için şimdi onun sıkıntısını biz yaşıyoruz.”

Söylenen sözlerin içeriğine baktığımızda Lozan Antlaşması’nın müzakerecisi İsmet İnönü’ye doğrudan çatan bu konuşma, o antlaşmayı meclisten geçirtip onaylayan Cumhurbaşkanı ve devletin kurucusu Atatürk’e de direkt bir eleştiridir.

Nasıl ki o gün olanları, o günün şartları dışında konuşmak ve yorumlamak hatalı tespitlere sebep oluyorsa, belki 50 sene sonra da birileri çıkıp, bugünün şartlarını bilmeden, anlamadan, içselleştirmeden Recep Tayyip Erdoğan’ı ve AK Parti’yi, hatta o olayları bastıranları yani bugünün kahramanlarını eleştirecektir.

Nasıl ki şimdi yazdıklarımla bu tavrı doğru bulmadığımı belirteceksem, o gün nefes alsam o zaman da geçmişi o günün şartları ile yorumlamalarını salık veririm.

Tarihi yargılarken, tarihi olaylara vurgu yaparken, geleceği de düşünerek konuşmamız gerekmez mi?

Hele ki ülkenin başı yani Cumhurbaşkanı iken buna daha da dikkat etmemiz gerekmez mi?

Yorumu okurlara bırakıyorum.

Fakat Sayın Cumhurbaşkanımızın atladığı ya da yanlış bilgilendirildiği için öyle olduğunu düşünerek konuştuğunu düşündüğüm Ege’deki “burnumuzun dibinde” dediği adalar konusunu özetleyeyim. Biliyoruz ki o adalar Lozan’da konuşulmamıştır. Daha doğrusu gündeme alınmamıştır. Heyetin ana amacı Misak-i Milli sınırları yani Anadolu olduğundan asıl şart olarak da ortaya konulmamıştır.

Milli Mücadele yani 1919 öncesi’nde, Osmanlı tarafından 1912’de kaybedilen bu adalar, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Paris Barış Antlaşması’ndaki “Hâkim nüfus” şartı sebebi ile savaş mağlubu İtalya’dan alınıp Yunanlılara verilmiştir. Adaların Yunanistan’a verilmesi yönündeki kararın gerekçesi ise adalarda yaşayan nüfusun çoğunluğunun Rum olmasıydı.

İşin özü ise şöyledir.

12 Ada ile ilgili kararın verildiği Paris Barış Konferansına aslında Türkiye de resmen davet edilmişti. Ancak İsmet İnönü’nün başkanlığında toplanan hükümet konferansa katılmama yönünde bir karar aldı. İnönü savaşa girmeyen Türkiye'nin savaş sonunda herhangi bir çıkar peşinde koşmayacağını ifade ediyordu. Bu durum 12 Ada ile ilgili alınan kararların tam da Yunanistan’ın istediği şekilde çıkmasına sebep oldu. Hâlbuki konferansa bir Türk heyeti katılmış olsa idi en azından Ege kıyılarına çok yakın adalardan bazılarının alınma şansı doğabilirdi. Çünkü yalnızca nüfus dengesine göre karar vermek Türkiye’ye karşı bir hukuksuzluktu ve bu durum konferansta dile getirilebilirdi. Türkiye bu konuda hakkını arayabilirdi. Örnek olarak Batı Trakya’daki nüfusun yüzde 80’ine yakın Türk ve Müslüman’dı ancak Lozan antlaşmasında Batı Trakya bölgesi Yunanistan’a bırakılmıştı. Bu da nüfus dengesinin tek başına yeterli bir gerekçe olmadığını göstermekteydi.

Ancak Türkiye’nin konferansa katılmaması bu ihtimalleri en başından ortadan kaldırdı. 10 Şubat 1947’de İtalya Paris Antlaşmasını imzaladı. Bu antlaşmayla 12 Ada silahsızlandırılmak şartıyla Yunanistan’a bırakıldı.

Eleştiride Paris’e işaret edilse Sayın Cumhurbaşkanı’na dayanak olacak ifadeleri ben de yazdım. Ama Lozan’ı ve onu kabul eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Gazi TBMM’yi suçlamak, bunu da burnumuzun dibindeki adalar üzerinden yapmak, en azından tarih bilgisi eksikliği olarak nitelenir ki ben ülkemin Cumhurbaşkanı’nın bu konuya vakıf olmamasını kabullenemem, yakıştıramam.

Konu özetle budur. Lozan’ın adalar ile ilgisi yoktur. Kaldı ki Lozan o günün şartlarında imzalanacak en iyi antlaşmadır. Bunu sulandırmak, imzalayanlara ters baktırmak, suçlamak Türkiye Cumhuriyeti’ne hiçbir şey kazandırmayacak, aksine düşmanın ekmeğine yağ sürecektir.

Bir üzüldüğüm de şudur ki; günümüzün Türkiye’sini kurtarmayı ve kurmayı başaranlar yerden yere vurulup itilirken, o toprakların kaybedilişini sessiz sakin sarayından takip edenler kahramanlaştırılmaktadır. Osmanlı bizim mirasçısı olduğumuz bir devlettir. Ancak, günümüzün devletinin adının Türkiye Cumhuriyeti olduğunu da unutmamamız gerekmektedir.

Kalın sağlıcakla.





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



4 + 4 =

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR

escort bayan escort bayan escort izmir escort bayanlar porno istanbul escort bayanlar maltepe escort alanya escort kartal escort pendik escort kadikoy escort pendik escort
porno YUKARI antalya escort