Bugun...
NATOTÜRKÇÜ olmak istemiyoruz!

Vural Dağtekin KARŞI PENCERE
vuraldagtekin@yandex.com
facebook-paylas
 


Bundan tam 78 yıl önce 24 Ağustos 1949 tarihinde Kuzey Atlantik Paktı Antlaşması (NATO) yürürlüğe girdi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin dünya liderliğini pekiştirmek ve gittikçe güçlenen Sosyalist Devletler karşısında dünyada bir etkin savaş gücü oluşturmak amacı ile önderlik ettiği bu Pakt, günümüzdeki dünya keşmekeşinin de sorumlusu olarak anılmaktadır.

Türkiye’nin NATO ile ilişkisi ise Adnan Menderes hükümetine dayanır. O dönemin Soğuk Savaş ortamında çok arzulayıp 1952 yılında elde ettiğimiz NATO üyeliği, hissedilen Sovyetler tehdidine karşı askeri savunma ihtiyacımızı giderdiği kadar, dönemin askeri ve siyasi elitine göre Batılı kimliğimizin de tescili anlamını taşıdı.

NATO üyeliğinin elde edilmesinin gururuyla Meclis’te konuşan Demokrat Parti’nin Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü, “Atlantik Antlaşması yalnız bir askeri müdafaa vasıtası değil, çok geniş manada, maddi ve manevi yükselişi hedef tutan bir dayanışma ve işbirliği antlaşmasıdır” demişti. 30 yıl sonra (1982’de) bile kendilerinden NATO üyeliğinin anlamına dair değerlendirme istenen üst düzey siyasi ve askeri yetkililerimiz NATO’yu bir ‘aile’ ve ‘medeniyet projesi’ olarak tanımladılar.

Aslında bir askeri örgüt olduğu kadar ABD’nin dünya üzerindeki çıkarlarının da savunucusu durumuna gelen NATO, günümüz dünyasının kirli savaşlarının da sebeplerinden biri olarak ortada duruyor.

Türkiye’de darbeler dönemini başlattığı konusunda ciddi ithamlar ile karşılaşan, 1960, 1971, 1980 askeri darbelerinin yanı sıra, uzun yıllardır konuşulan Gladio tarzı örgütlerin de beslendiği, kollandığı kirli bir yapı olduğu halen yazılmakta ve anlatılmaktadır.

Günümüzde uluslar arası bir askeri örgüt olsa da ABD menşeli bir yapı olduğu her fırsatta dile getirilen NATO, işlevini daha çok üye ülkelere karşı tehditler olacağı varsayımı üzerinden devam ettirmektedir. Hâlbuki bir çok ülkenin üye de olsa bu Pakt’a güvenmediği açıktır. Yoksa koalisyon adı altında operasyon gücü oluşturmak başka nasıl izah edilebilir ki…

Kim ne derse desin NATO günümüzün en karanlık yapısıdır. Sadece askeri bir anlaşma ile kurulmuş bir örgüt değil, tersine ABD’nin kolluk gücüdür. Ülkemiz de ne yazık ki bu yapıda kalmakta, medeniyet projesi olarak sunulduğu için bağımsız davranamamaktadır.

Atatürk’ün Türkiye’sini NATO ile buluşturanlar, onun “Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar” sözünün anlamını hala anlayamamışlardır. NATO mevcudiyetini milletlerin esareti üzerinden yapılandırdığı için muhakkak ki gün gelip yıkılacaktır. Tek endişem bu yıkıntıların altında ülkemizin de kalmasıdır ki giderek hâkim olan düşüncem bu yönü işaret ediyor.

Türkiye’yi AB yoluna sokan AK Parti kurmayları da ilk anlaşmaların ardından bir zamanların Köprülü’sü gibi iddialı ve ağdalı sözler etmiş, Türkiye’nin modern dünyanın bir parçası olacağını vaat etmişlerdi.

Günümüz AB politikaları ve anlaşmalarda varılan çözümsüz sürece bakınca, Türkiye bir felaketin eşiğinden döndü diye sevinmekten kendimi alamıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti, hiçbir askeri organizasyonun dama taşı değildir. Kaldı ki NATO’ya ihtiyacımız, onların bize olan ihtiyacından fazla değildir. Dün Avrupa Birliği için “olmazsa olmaz” diyenler, bugün gelinen noktada “sizin bize ihtiyacınız var” diyebiliyor ve buna da inanıyorlarsa, NATO için de hızla bir gözden geçirmeye girişmelidirler.

Türkiye Cumhuriyeti kurulurken yanımızda NATO yoktu ama yedi düvel değdiğimiz bugünkü müttefiklerimizin tamamı vardı. Biz onları o gün nasıl dize getirdiysek, bugün de onlarsız yaşayabiliriz. Komşuları ile birbirine girmiş Türkiye’nin garantörü NATO olacak ise Güneyimizde yaşanan sorunlarda NATO’nun patronu ABD’nin aldığı tavır dahi bu korumanın sanal olduğunun belgesidir.

Türkiye acil olarak kendi dinamiklerini gözden geçirmeli, ordusunu da Yılmaz Özdemir kardeşimin dediği gibi “NatoTürkçü değil Atatürkçü ordu” haline getirmelidir.

Aksi durumda 15 Temmuz kalkışmasına benzer hadiseleri sıkça yaşarız ki Allah korusun bu milletin o olayın tekrarına dahi dayanacak hali kalmamıştır.

Yine gazinin sözü ile nokta koyalım. “Tam bağımsızlık denildiği zaman, tabii, siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, vs. her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik kasdolunmaktadır.”

Tam bağımsız Türkiye için ne gerekiyorsa yapmalıyız.

Kalın sağlıcakla…





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



3 + 3 =

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
porno YUKARI antalya escort