Bugun...
Neyi oylayacağız? Kavgayı mı? Geleceği mi?

Vural Dağtekin KARŞI PENCERE
vuraldagtekin@yandex.com
facebook-paylas
 


‘Avrupa ve bölgede istikrar ve güvenliğin sağlanması için güçlü ve demokratik bir Türkiye esastır.’

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştükten sonra yaptığı nerede ise tek cümlelik açıklama bu idi.

O güne kadar mangalda kül bırakmayan, Türkiye’de ki 15 Temmuz darbe girişimini nerede ise hiç olmamış gibi kabul eden ve sık sık kişi hak ve özgürlükleri çağrısı yapan Batı dünyasının belki de en üst düzeydeki ilk ziyaretinden çıkan sonuç bu olmuştu.

Kişi hak ve özgürlükleri bir yana ülkemize yapılan tüm saldırıların ardından yapılan bu açıklama ülkede soğuk duş etkisi yaratmıştı.

Ardından gelen AB heyetinin açıklamaları da bundan farklı değildi.

Dışarıda aslan kesilenler, Ankara’da kuzuya dönüyor ve tıpış tıpış gidiyorlardı.

Açıkçası Türkiye Cumhuriyeti idaresinin gösterdiği bu iradeden ziyadesi ile memnun olanlardan biriyim. Neticede bu ülkenin vatandaşıyım ve ülkemi yönetenlerin katılmadığım icraatları ya da eylemleri olsa da başka ülkelerin söylemlerini emir telakki etmesini asla istemem.

Ancak…

Ülkemizde kişi hak ve özgürlükleri konusunda ciddi bir geriye gidiş olduğunu söylemeden edemem. Günümüz şartlarında eleştiri özgürlüğü dahi tartışılır hale gelmişse, ülkeyi yönetenlerin eylemlerini sorgulamak, yanlış olduğunu savunmak vatana ihanet ile eşdeğer tutulur duruma gidiyor ise o zaman yanlış giden bir şeyler olduğunu da anlamak ve anlatmak lazımdır.

Vatandaşın içinde olduğu ekonomik sıkıntı, esnafı ve iş dünyasını ciddi şekilde sarsarken, ülkede ekonomik krize doğru gittiğimizi anlatmanın ve önlem alınmasını istemenin neresi kötüdür. Var olan ekonomik durumun yarattığı mali durum sebebi ile dolar 4 liraya yaklaşmış ise burada bir sorun olduğu açıktır. Ülkemizde iç piyasanın dengeye oturması için doların 3 TL altına inmesi şart iken, bunun olmayacağı aksine yılsonunda da bugünkü halin korunacağını söylemek bizlerin aklı ile dalga geçmek değil de nedir?

Ekonomisinin yüzde 70’i, kaynaklarının yarıdan fazlası, hammadde ve diğer üretim ihtiyacının nerede ise yine yarıdan fazlası ithal yolu ile gelen, tarım ülkesi iken tarım ürünleri ithalatçısı durumuna getirilen, üreteceği şekeri bile AB’ye sorar durumdaki Türkiye’de doların geldiği pozisyondan geriye gideceğini, hatta hiç artmayacağını söylemek ne kadar aklidir.

Şimdi bunları eleştirip yazarken ben de vatana ihanet etmiş mi oluyorum?

Bizim şuramız yanlıştır, düzeltilmesi lazım demenin neresi ihanettir?

Tüm bu çarpıklıklar içerisinde bir Anayasa Referandumuna gideceği açık olan Türkiye’de, bu teklife “Hayır” diyecek kitlelerin can güvenliği bile tartışmalı iken, sürecin sağlıklı işleyeceğinin garantisini kim verecektir.

Fikri tartışmanın değil panellerde, ülkenin meclisinde dahi sağlıklı yapılamadığı, vatandaşın “evetçi” ve “hayırcı” olarak değil, “vatansever” ve “vatan haini” olarak kamplaştırılacağı bu referandum ortamında bir iç çatışma olasılığı hayli yüksektir. Allah korusun eğer kan akarsa bunun hesabını kim ödeyecektir?

Sonuç olarak, bundan sonra önemli olan kimin “evet” kimin “hayır” diyeceğinden çok, ifade özgürlüğü ve hoşgörünün topluma nasıl aktarılacağıdır.

Her şeyi yoğun yaşamayı seven toplumumuzun, belki de geleceği için alacağı en önemli karar olan Anayasa Referandumu, gerçek bir demokratik yarış olursa bundan böyle çıkacak kararı kimse tartışmayacaktır. Ancak, kan ve gözyaşı ile alınması halinde, daha nesiller boyunca bir numaralı tartışma malzemesi olacağı da açıktır.

İdarecilere tavsiyem; durumu idare etmek ve kavgadan sonuç almak yerine gerçekten toplumu bilgilendirmeleri ve kullanacakları oyun önemini anlatarak yola devam etmeleridir.

Kalın sağlıcakla…





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



6 + 4 =

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
porno YUKARI antalya escort