Bugun...
Sadece bir referandum değil bu!

Vural Dağtekin KARŞI PENCERE
vuraldagtekin@yandex.com
facebook-paylas
 


Türkiye cephede kazandıklarını elde tutabilmek için masada Musul ve Kerkük’ü feda etmek zorunda kalmasa, bugün bu referandumu, hatta DEAŞ’ı konuşmuyor olacaktık.

Lakin masada kaybedilen Musul ve Kerkük’ü Arap dünyasının hep bizim aleyhimizde kullandığını da unutmadık. Tabii ki bu da bir İngiliz planı idi. Ancak, suçu sadece İngilizlerde aramayı da doğru bulmuyorum.

Musul Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalandığı sırada Osmanlı Devleti'ne bağlıydı. İngiltere, Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7. maddesine dayanarak, antlaşmanın imzalanmasından birkaç gün sonra Musul'u işgal etti. Milli Mücadele'nin zor koşulları içinde TBMM Hükümeti bu bölgeyle ilgilenemedi.

Türkiye, Lozan Konferansı'nda Musul ve Kerkük'ün Misak-ı Millî sınırları içerisinde yer aldığını söyleyerek İngiltere'den Musul'un kendisine bırakılmasını istedi. İngiltere, bu bölgenin Milletler Cemiyeti'ne götürülmesi kararlaştırıldı.

Musul sorununun çözümlenmesi için İngilizlerle ilk kez 1924 yılında İstanbul'da Haliç Konferansı'nda görüşmeler yapıldı. Bu görüşmelerde İngilizler'in Musul Vilayeti'nin yanısıra Hakkâri’yi de talep etmelerinden ötürü anlaşmaya varılamadı.

Bunun üzerine, 1926 yılında Musul Sorunu Milletler Cemiyeti'ne götürüldü. Sorun burada da çözümlenemeyince Yüksek Adalet Divanı'na verildi. Burada da olumlu bir sonuç alınamadı. Nihayet, İngilizlerle Ankara'da bu konu üzerinde yapılan görüşmeler bir anlaşma ile sona erdi.

Sonuç olarak 5 Haziran 1926 tarihinde Ankara Antlaşması imzalandı.

Maddeleri şöyle idi;

-Musul vilayeti Irak'a ait olacak.

-Türkiye ve Irak arasındaki ateşkes hattını belirleyen Brüksel Hattı sınır olarak kabul edilecek.

-Irak Musul'dan elde ettiği petrol gelirinin %10'unu 25 yıllık bir süre için Türkiye'ye verecek.

Türkiye bu parayı 4 yıl boyunca almış, kalan 21 yıllık hakkından ise 500.000 Sterlin'e İngiltere lehine vazgeçmiştir.

Bakınız, bölgenin şartları ve coğrafi koşullar hatta tarihi süreç bizim aleyhimize de olsa bu bölgenin bizim olabilmesi her zaman mümkündü. Siyasi iktidarlar iradelerini Doğu ve Güneydoğu’daki kalkınmayı tamamlama yönünde kullanabilseler, Şeyh Sait ve benzeri ayaklanmalara rağmen toprak reformunu gerçek anlamda yapabilseler, belki de bugün Ege çiftçisinden daha çok kalkınmış bir bölge profili konuşuyor olacaktık.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti yıllardır bu konuda masada sadece askeri seçenekleri öne sürerek etkin olmaya çalıştı. Silah bir güçtür ama eğitim ve bilinçli toplum daha büyük bir kuvvettir. Yapılması gereken yokluklar ve buna bağlı yoksullukları giderek ciddi yatırımlar olmalıydı. Doğu ve Güneydoğu’yu batısından başlayarak doğuya akan bir yatırım seli ile toparlamak mümkünken, içine düşürüldüğümüz örtülü ve kirli savaş hali ile haklı iken haksız durumlara da düşürüldük.

Bu konuda atılması gereken adım sadece askeri olmamalıdır.

O bölge insanının beklentileri gerçekten araştırılmalı, yatırım ve teşviklerin birkaç aile arasında pay edilerek, yoksulun daha da yoksullaşmasının önüne geçilmelidir.

Yoksa o referandumdan bir devlet çıkmaz ama bölge insanı devletinden duygusal olarak kopuş yaşar. Bu da Irak Merkezi Hükümetine değil en başta bizlere zarar verecektir.

Lütfen, bu konuda fikir beyan edin. Sosyal medyayı, fikir belirteceğiniz her mecrayı söyleyin.

Tespitleriniz çare olmasa da yol gösterici olacaktır.

Devletine yeri geldiğinde destek olmayan, ön açmayan toplumlar ya devletlerinden olurlar, ya huzurlarından…

Kalın sağlıcakla…





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



9 + 3 =

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR

escort bayan escort bayan escort izmir escort bayanlar porno istanbul escort bayanlar maltepe escort alanya escort kartal escort pendik escort kadikoy escort pendik escort
porno YUKARI antalya escort