Bugun...
Terörün kaynağı NATO, planlayıcısı Batıdır

Vural Dağtekin KARŞI PENCERE
vuraldagtekin@yandex.com
facebook-paylas
 


Beşiktaş ve Kayseri saldırıları ile ruhumuzda derin bir yara açan terörü anlamaya çalışıyorum.

Terörün tarihi nedir? Geçmişte nelere mal olmuştur?

Hayatta olan her şeyin bir mantığı var iken terörde mantık yok demek gerçekçiliğe aykırıdır.

Terör örgütleri; ideolojik, etnik ve dinsel olarak nitelenen bir yapıya sahiptir. Ülkemiz ne yazık ki bu tanımların üçüne de uyan yapıların saldırısı altındadır.

Batı maşası, uyuşturucu taciri, bebek katili, Kürt kökenli vatandaşlarımızın baş düşmanı PKK hem ideolojik, hem etnik terör örgütü olarak 40 yıla yakındır karşımızda dururken, son yıllarda adı El Kaide iken DAEŞ’e dönüşen diğer yapı ise beslendiği Orta Doğu bataklığında, geçmişte kendisine el uzatan, kerhen ya da istekle destek veren hangi ülke olduğuna bakmaksızın her yeri kana bulamak iştahında görünüyor.

İşin tuhafı DAEŞ’in lideri El Bağdadi’nin başına ödül koyan ABD iken, onun örgütü en fazla yıkımı Mezopotamya ve komşusu olan ülkelere yapıyor.

Modern tarihin en kanlı terör olayları Fransa’da başlamıştır.

Fransız İhtilali’nin ardından Eylül 1793 ile Temmuz 1794 yılları arasında iktidarı Jakobenler ele geçirmiş, sözde demokrasi ve cumhuriyeti koruma bahanesiyle terör estirmişlerdir. Bu kanlı dönem “Terör Dönemi” olarak anılır. Jakobenlerin lideri Fransız İhtilali’nin önde gelen isimlerinden Maximilien Robespierre’dir. Robespierre, katıksız bir cumhuriyetçidir. Demokratik hayata geçişte önemli katkılar sağlayan Jean Jacques Rousseau’dan eğitim almıştır. Robespierre iktidarı ele geçirdikten sonra ihtilalin getirdiği demokrasi, özgürlük, adalet gibi kavramlar, yerini diktatörlüğe ve teröre bırakmıştır. Robespierre, kendisi gibi düşünmeyen herkese savaş açmıştır Ona göre; meclisin aldığı kararları reddedenler, cumhuriyete karşı gelmiş oluyorlardı. Cumhuriyet karşıtlarının ise yeni Fransa’da yeri yoktu, yok edilmeleri gerekiyordu. Robespierre iktidarını sağlamlaştırmak için teröre başvurmaktan çekinmemiştir. Bu anlayış Fransa’ya tarihin en karanlık yıllarını yaşatmıştır. Bu on aylık dönemde, devrim mahkemelerinde karşı devrimci olarak görülen 20 bin kişi idam edilmiş, 300 bin kişi tutuklanmıştır.

Günümüzün dayatmaları ile ne kadar benzeşiyor değil mi?

Terör sadece yapıldığı ülkeyi etkilemez. Bazen daha büyük felaketlere zemin hazırlar. Birinci Dünya Savaşı da bir terör eylemi ile başlamıştır. Bosna Hersek, 1878 Berlin Kongresi’yle, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun idaresine bırakılmıştır. Ancak bu durum ülkede yaşayan Müslüman ve Ortodoks kesim tarafından kabul görmemiştir. Milliyetçi Sırp örgüt ”Genç Bosna”, Avusturya-Macaristan yönetimine karşı gizli bir şekilde çalışma yürütmeye başlamıştır. 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan Arşidükü Franz Ferdinand’ın Saraybosna ziyareti sırasında ”Genç Bosna” örgütüne mensup bir kişi, silahını ateşleyerek arşidük ve eşini öldürmüştür. Bunun üzerine Avusturya-Macaristan, suikastten sorumlu tuttuğu Sırbistan’a savaş açmıştır. Bu saldırı 1. Dünya Savaşı’nın çıkmasına neden olmuştur.

1960’lı yıllar ise dünyada komünizmin en çok yükseldiği dönem olmuştur. Batı gençliği arasında Marksist ideoloji hızla yayılmaya başlamıştır. Bu ideolojik rüzgârda, Herbert Marcuse adlı Marksist düşünürün önemli bir rolü olmuştur. Marcuse, işçiler ve köylüler olarak tanımlanan devrimci sınıfa yeni bir tanım getirmiştir: “Gençler”. Bu söylemle 68 Kuşağı’nı sokaklara döken düşüncelerin temelini atmıştır. İtalya’da sol gruplar terör eylemlerine girişmiştir. En büyük şiddet olaylarıysa Fransa’da patlak vermiş, Marksist öğrenciler üniversitelerini işgal etmişlerdir. Diğer sol grupların da katılımıyla, Paris sokaklarını adeta savaş alanına çevirmişlerdir. 68 öğrenci olayları, domino etkisiyle pek çok ülkeye yayılmıştır.  Türkiye’de bu dönemde başlayan olaylar giderek artmış, 70’li yıllarda ülke kana bulanmıştır. Sonrası da askeri ihtilal ve yine yıkım olmuştur.

Görüyorsunuz değil mi?

Aslında terörün planlayıcısı batıdır. ETA, IRA, Kızıl Tugaylar, Baader Maeinhoff ve benzeri örgütlerin doğduğu, ASALA, PKK ve türevi örgütlerin sürekli kayırılıp beslendiği, ileri demokrasi vatanı Avrupa, günümüzde Türkiye’nin terör ile mücadelesindeki kararlılığına “demokrasiden ayrılmayın” diyerek müdahil oluyor.

Ne ironi değil mi? Bu örgütler ile mücadele ederken döktükleri kan hala kurumamışken hem de…

Türkiye terörden kurtulmak istiyor ise öncelikle AB ve ABD ile ekonomik mecburiyetlerinden hızla kurtulmalıdır. Stratejik işbirliği adı altındaki hizmetleri ve üsleri boşalttırmalı ve millileştirmelidir. NATO ve benzeri paktlardan kurtulmalıdır.

Çünkü terörün kaynağı NATO’dur. Terörün planlayıcısı batıdır.

Türkiye yüzünü özüne dönmeli. Orta Asya ve Orta Doğu’da söz sahibi olmak için ekonomik ve siyasi işbirliğini arttırmalıdır. Aksi halde bu terör bitmez. Bu kan durmaz.

Bizim ki tespittir. Gerçek olduğunu anlamak için 50 yıl daha beklemek gerekir. Şayet uyanmazsak, gelecekte, İstanbul kantonu, Ankara Kantonu ya da Trabzon Kantonu’nda yaşayan gençler, “adam doğru yazmış” diyecektir. Temennim haksız çıkmaz. Ancak gidişat bundan ötesi değil…

Kalın sağlıcakla…





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



3 + 1 =

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR

escort bayan escort bayan escort izmir escort bayanlar porno istanbul escort bayanlar bursa bayan escort bursa escort bayan gaziantep escort bayanlar denizli escort kizlar izmir bayan escort gaziemir escort porno indir sexizle escort bayan
porno YUKARI antalya escort